Jul 13, 2007
we dont live here anymore

başlığımızdan da anlaşılacağı üzere pek muhterem blog okurları, fiona hanfendi ve bendeniz, kendimize yeni rotalar belirledik. uzunca bir süredir blogumuzu başıboş ve perperişan bıraktığımızın ve siz okuyucularımız için bu durumun ne kadar yıkıcı olduğunun inanın farkındayız. acınızı paylaşıyor ve sanal alem üzerinden sizlerle olan gönül bağımızı koparmadığımızın müjdesini vermekten pek bir mutluluk duyuyoruz(=


beylerbeyinde ikamet etmekte olan cerrah beyzadelerinin son nedimesi olan fiona zat-ı muhterem el sevdasın terketmeyip üzerine pinokyo severliliğini de ekleyip kendisine cillop gibi bir isimle bahar aylarından kalma bir sarhoşluk ile pesbembe bir blog açmıştır. hayırlara vesile olsun temennilerimizi sunar ve sizler de mesut olunuz ve buyrunuz:

tahtaparmak.blogdrive.com


bendeniz nam-ı diğer pruebelle de blogdrive ı edepsizce aldatmış olup blog kariyerine düşen kara bir leke misali kapkara bir blogspot açıp yeni ufuklara doğru yol almış bulunmaktayım. kararımdan hiç pişman olmadığımla beraber pek bir bahtiyar olduğumu da sizlerin bilgilerine arz ederim. hatta sizde bu izdivaca şahit olun ve bendenize de müteşekkir kalın diye de buyrun yeni adresim:

pruebelle.blogspot.com


son paragrafta da veda busemi kondurup ebediyyen buradan terk-i diyar eyliyorum.
                               

         
hoşçakalın efendim...

görüşmek dileğiyle...

ps:arkamızdan su dökmek beyhude bir çabadır yollarımıza gül dökmekse a la mode dir.((=

Posted at 11:20 am by prue-fiona
Make a comment  

Jun 6, 2007
enjoy the silence



kabul etmek lazım uzun zaman oldu. niye döndüğüme gelince esti işte birden. b durum değerlendirmesi yapalım ne olup ne bitmiş:
 
efendim bendeniz hala okullarda yatıp kalkmaktayım. her üniversite genci gibi yılı bitirme telaşı içerisindeyim. pek telaşem yok gerçi. bi yaz planları yapma hali bendeki daha çok.pek muhterem fiona nın da pazar finali var. kendisine buradan şimdiden başarılar diliyoruz blogsever insanlar olarak. bir kitap okuyorum bayadır elimde "gelecek sefere". ismine uysun diye midir, nedir elime her alışımda iki üç sayfa okuyup bırakıyorum bi dahaki sefere dercesine. bi de dvd arşivi yapmak gibi bi heves belirdi içimde. bundan mütevellit gördüğüm her ucuz dvd yi alır oldum. bi de kırmızı oje işini iyice abarttım. bi de sürerken içimden hangi oje yakışmaz ki kız sana söylüyorum. çingene müziğini çok seviyorum. okul şenliklerini de. en sevdiğim filmlerin listesi diye bir kavramı soktum artık hayatıma. eskiden böyle listelere falan inanmazdım top ten ler falan külliyen yalandı gözümde. hala bir parça öyle olsalar da sevilenler listesinin gerçekliğine inanıyorum. la science des rêves bu listenin en sevilen filmidir tarafımdan. odamı turuncuya boyattım sevdiğimden ya da beğendimden değil. aman bu sefer de böyle olsun dediğimden de değil. neden turuncu??? milliyetçi insanlardan nefret ediyorum solcuların hiçbirinden haz etmiyorum. okulumu sevmiyorum. içindekilerden de bazılarını. bana çok konuşuyosun diyen insanlar geceleyin kulağınıza  böcekler yuva yapsın. playlistimde şimdi farkındayım çalıyor.

     ne gemiler yaktım ne gemiler yaktım
     o kadar yandı ki canım
     sonunda  karşıdan baktım

sezen aksu dan korkulur iddia ediyorum. yazın çalışma planlarım var bi de çizim kursuna gideceğim. yorulacağım, çizeceğim, okuyacağım. sanırım buradan hiç ayrılamayacağım. sezen aksu üzerine rammstein hiç gitmiyormuş. kusura bakma itunes birader sen bu işten anlamıyorsun.

    "vazgeçebildiğin kadar özgürsün"

    "ne kadarını koyardın" diye sormak istiyorum. ama hiç cevap verememekten korkuyorum.

      "
words like violence
         break the silence
         come crashing in
         into my little world
         painful to me
         pierce right through me
         can't you understand
         oh my little girl"

enjoy the silence ile başladığım yazıyı yine enjoy the silence diyerek bitiriyorum.


             "
....
              words are very unnecessary

              they can only do harm"
 
 
                                                                                prue







Posted at 11:05 am by prue-fiona
Make a comment  

Feb 28, 2007
pürü olmanın dayanılmazlığı

zaman nasıl da hızlı akıp geçiyor değil mi? bu cümleyi sarfetmekten pek hoşlanmam aslinda insanın ne zamanı ne kadar boş geçirdiğinin göstergesidir bence e neden bunu kendime hatırlatıyor ya da sizlerle paylaştığıma gelince bi sakınca görmediğimden olabilir.

her şeyden çabucak sıkılma hallerinin doruğundayım şu sıralar. dünyanın en tembel üşengeci diye ödüller verilse idi şahsen birinciliği kimseye kaptırmazdım. hatta bir de töreni olsaydı bu işin esprikli sunucumuzdan şöyle bi yorum yükselir " best performance ever.." salondakiler muntazam bi gülme efekti verir ben de her zamanki bezgin halimle ödülümü havada iki tur sallar (üçüncüye mecalim de kalmayabilir tabii) ayağımı sürüye sürüye sahneden iner ve bu ödülü ne kadar da hakketmiş olduğuma sevgili sizler de şüphe götürmeyecek şekilde ikna olmuş olurdunuz.

peki neden bu bezginlik hiçbir şey yapma istememe hali?( kendi kendimizin psikoloğu olmayı başarsaydık ne güzel olurdu değil mi?) cevaba gelince bilmiyorum derinlere inesim, ince düşünesim de gelmiyor her geçen günle daha da yüzeyselleşen korkunç bi insana dönüyorum sanırm bu kadar materyalist bi ortamda eğitim görmenin hazin bir sonucu olarak. ama memnunum hayatımdan ve şikayet etmek bir şeylerin eksikliğini sürekli olarak duyumsayıp kendime karalar bağlatmak istemiyorum. yaptığımın doğruluğu tartışılır ancak 18 yıllık bi yaşam formu olaraktan hayatımda mükemmelliği aramayı geçin onu ideal olanı bulmayı amaçlamayı da çoktan terk etmiş durumdayım.

ne olacak peki halim diye de sormuyorum her günün getirdiklerini ve getireceklerini kabullenmiş vaziyetteyim iyi bir şey mi bilmiyorum yararını gördüm mü bi zarar görmedim çok şükür.

dış ses: pürü sen iyi değilsin
iç ses: evet farkındayım.
dış ses: bi kendine gel o zaman.
iç ses: bi sus a.q.

ps: burada yeniyim ama sanırım çekip gitmenin zamanı geldi

prue





Posted at 11:09 am by prue-fiona
Make a comment  

Feb 4, 2007
me again..


gözlüğe dönüş yaptım bu gün. aynaya bakıp "benim mi allahım bu yüz?" diyerek tecahül-i arif yaptım(=



Posted at 11:24 am by prue-fiona
Make a comment  

Jan 24, 2007
8 km vs 21 gram



bu blogun duygular-düşünceler silsilesi olması lazımdı keza paylaşmak çabasında idik ama paylaşılamıyoruz kanımca..  ya bizi takan yok ya da amaann bi bunlar eksikti diyenimiz çok.

alınıyor muyuz? zaman zaman evet. ama genel havamız umursamazlık çerçevesinde. geçinip gidiyoruz kendimizce. arada soranımız çıkınca buyrun diyoruz yine de.

******   ***   ******   ***    ******   ***   ******   ***    ******   ***   *****

8 km ye gelince. yürüdük dün biz bu yolu. aklıma 21 gram geldi. nasıldı filmin vurucu sözü: ruh terk edince bedeni, 21 gram hafifler. işte bu kadar iç dünyanız sayın izleyiciler taktığınız dertlere, sevdiklerinize doymayın. sarayda da yaşatsınız gönlünüzü, tragedya içinde de doğsanız eninde sonunda 21 gramlık ruhunuz var.bir de olayın 8 km lik kısmı var.her şeyi bir kenara bırakın bi an düşünelim insan öldüğünde 8 km ya da ne kadar olursa işte yürünür arkasından düşüncelerine biçilen değerce. alejandro gonzales inarritu bunu da film yapar mı  ne dersiniz?

böyle şeyler söylenmemeli dalga geçmiyorum kesinlikle ama o gün orda olup yürüyüş ile o adama değer biçen zihniyeti kınıyorum hatta tiksiniyorum. nerdeydiniz 19 ocak tan önce ?

prue

Posted at 07:11 am by prue-fiona
Make a comment  

Jan 17, 2007
blue/black night ve devamı

                                        

 

Ben ki;

   bir füsun-ı maha dalan pür-hayal leylek* misaliyim işte...

*Ahmet Haşim'in "Leylekler" şiirinden.



Yepyeni bir başlangıç hayal etmiştik,değil mi?Yaşadığımız her şeyi bir kenara bırakıp,bir heyecanla yeni başlangıca devam etmek istemiştik biz.Bir tarihte başlayan şeylere başka tarihlerde devam etmek değildi gönlümüzden geçen.Zararı var mı bu süre-kliliğin?Düşünüyoruz.

Odaklanamıyorum.Bir sürü şey dolanıyor kafamda yazmak istediğim vakit.Yazmak istiyorum da hepsini,ama -şu anda olduğu gibi- hepsi bir anda çullanıyor parmaklarıma veyahut kalemime.Tek bir konu seçemiyorum.O sebepten kendimi özgür bırakıyorum,yalnız başlangıca takılmış vaziyetteyim;ilk paragraftan da anlaşılacağı üzere.

*Geceleri uyuyamıyorum,bunu anladım.

*Çok enerjik hissediyorum kendimi.Zaman boşa geçmesin istiyorum.

*Kendimi uzun bir süreden sonra tekrar "genç" gibi hissediyorum,oh mis!

*"Her şeyin zamanı ve de yeri vardır."Buna fazlasıyla inanıyorum ve ayrıca bazı şeyleri kaçırdığımız vakit,bunlar için yargılanacağımıza inanıyorum.



Kafam niye bu kadar karışık,hiç bilmiyorum.

Mavi ve büyük olarak yazdıklarımı yineliyorum.

Ama neşeliyim,çok çok düşünceli olmamın yanında.

Mutluyum.


fiona.







 


Posted at 01:54 pm by prue-fiona
Make a comment  

Jan 5, 2007
........




bavulları hep toplu durmalı insanın...
bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
ihanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
yalnızlığa alışmalı...
çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti.
dayanışma, günümüzün borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
terörün bile bireyselleştiği çağdayız.
zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil;
zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır...
işte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan...
güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...
hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başını dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli...
sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
romanlardan, yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
“yalnızlık paylaşılmaz/paylaşılsa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne...
telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kimse yok! ” denmeli,
“belkide hiç olmayacak...” cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
haklılığın onuru yaşatır insanı...
susmanın utancı öldürür...
o yüzden en sessiz gecelerde “doğruydu, yaptım” la teselli bulmalı insan.
feryada komşuların yetişmemesine,
soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı...
kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı...
gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye,
kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
hep başını alıp gidebilecek kadar cesur,
ama hep kalıp savaşacak kadar gözüpek olabilmeli...
sessizliği, sese dönüştürebilmeli...

ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
yollarla barışmalı...
yalnızlığa alışmalı...


can dündar

Posted at 02:13 pm by prue-fiona
Make a comment  

Dec 28, 2006
dream on fairytopia



daha küçük bi çocukken uzak yerlerin hayalini kurardım. olduğumdan bambaşka yerlerde olmayı isterdim. masallarla başlayan bir rüyaydı bu. her masalla daha da dallanıp içimde tutkuya dönüştü zamanla. hala var içimde gidilmemiş yerlerin özlemi, gitmeye olan tutku. en çok sevdiğim şeydir düşlemek, bazen bir gemide olup mavi denizlerin altındaki kayıp krallığı görmeye çalışmak, uçaktayken bulutların üzerinde oturan tanrıları aramak, ve yerdeyken atılacağım macerayı kurgulamak.

ben masallara hep inandım, olmayan şeylerin düşünüp kurup durdum.

ben hala inanıyorum masallara, hala düşlüyorum  olmayanları.

biliyorum ki bir gün denizlerin altındaki kayıp krallığı bulacak, bulutların üstündeki tanrılarla oynayacak ve yerde olmadık maceralara atılacağım.

biliyorum çünkü hiç vazgeçmedim...

prue

Posted at 03:21 pm by prue-fiona
Make a comment  

Dec 23, 2006
karanlık hava

kim ne derse desin karanlık havaları seviyorum ben.zaten sıkkın olan bendenizin içini daha bir ferah kılıyor.bazen düşünüyorum;bir kuş olsaydım eğer,tek başıma takılırdım ben.öyle diğer kuşlarla buluşup beraberce göçmezdim heralde.zaten kuşlar neresi sıcaksa oraya uçar.ben soğuk yerler istkiametinde bir göçebe hayvan olur çıkardım.şu insan halimle bile düşünmüyor değilim aslında bu hayali gerçekleştirmeyi.ama çok da fazla düşünmedim bunun üstünde.bilmem niye?

geçen gün eminönü'nde üst geçitten geçerken şöyle bir kafamı kaldırdım ve görünce denizi kalakaldım hakikaten.acaba nasıl o kadar güzel görünüyordu ki orası?bulutlar,vapurlar,galata köprüsü,duman ve martılar...nasıl o kadar güzeller.bekledim bir süre."hayat çok güzel be" cümlesini bile sarfettim.sonra yanımdan yaşlı bir çift geçti,"ne güzel bir ün değil mi?" dedi kocası olduğunu düşündüğüm kişiye.ben de onları takip etmeye karar verdim böylece.

birileriyle konuşma ihtiyacı içerisindeyim.çok iyi tanıdıklarımla ve hayatımda gerçekten önemli yerlere sahip olanlarla değil.onlarla zaten beraberim sürekli olarak.demek istediğim...çok uzattım ya neyse.

çöt diye de keserim işte.böyle kalakalırsınız.ho hoh hoo(:

lady fiona:)

 


Posted at 03:05 pm by prue-fiona
Make a comment  

Dec 21, 2006
no recommend


halimiz malum fiona hanımla. umduğunun bulamamış ama inatla ya da yapacak başka işleri olmadığından dolayı bi gün umduklarını bulmayı hayal ederler işte. hayır bir biz miyiz bu sene bi her şeyden yakınma, bi her şeye boş verme aman ya modlarına giren, girip de çıkamayan bazense ulan çıktık şimdi bi halt olduğu yok geri dönelim halimize diyen. lack of bi şeyler tadında insanlarız  artık..

***

gaz yağı yolları gözükmekte fiona hanıma . tama kafa olacak kendisi. bir nokta da kaderde nasıl bir kesişim kümesine sahip olduğumuzdur. ancak davetkar tekliflerini üzülerek reddedeceğimi belirteyim. kuzeninin düğünden iki gün önce her nasılsa bitlenip, karantina düğün ihtimaline sebebiyet vermiş bi insan olarak bir ikinciyi kaldiramiciim.

***

prue hanımın son günlerdeki diğer bi eğlencesi de opera-metal türünde kırmızı başlıklı kız masalını canlandırtacak olmasıdır. bununla da yetinmeyip dünyanın görüp göreceği en dandrik şekilde avcı rolünü üstlenerek aslında yaratılışında tiyatral yetenekten hiç nasiplenmediğini fark etmiştir. ama takmaz zira hain kurtların peşinde koşarken pek eğlenmiştir. tek bir şarkısını bilmediği, yolda görse tanımayacağı, ama telefonda solisti şans eseri konuştuğu (bunla 14 lük kardeşine baya hava basmiştir heh heh) nerdeyse ayağına gelen redd grubunun konserine gitmiş, adamın sesine şaşmış ve sadece söylenen iki pink floyd şarkısına eşlik ederek olmamış demiştir ve ömründe bu kadar ruhsuz seyircinin bir arada olduğu bir konsede bulunmayacağına emindir en azından sabanci sınırları dışında. görüldüğü üzere tutarsızlık nereye giderse gitsin nereye el atarsa atsın peşini bırakmamakta kararlıdır.

***

sonuçta tutarsızlığını sürdürmekte istikrarlı bir gidişat sergilemektedir. ama sonda hep  i m a highway star diyerek kendi çapında biri olmaya çalışır işte.

prue



Posted at 02:45 pm by prue-fiona
Make a comment  

Next Page
   

<< February 2012 >>
Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat
 01 02 03 04
05 06 07 08 09 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29


If you want to be updated on this weblog Enter your email here:



rss feed